PiVOLKA İçindekiler

 

Eleştirel Düşünme ve Bilim Eğitimi
D. Kökdemir
[PDF]

Thomas Kuhn'un Bilim
Tartışmaları Üzerine
B. Akış
[PDF]

Bor Mucizesi II: Kullanım Alanları
E. Serpek

[PDF]

Davranışın (ya da Bilimin) İlkeleri
K. Demirutku
[PDF]

PiVOLKA 4

Yıl: 2, Sayı: 4, Şubat 2003

Editörden... | Mehmet ÇakarPiVOLKA 04

“Bilim tarihi, cehalet ve hurafenin miskinliğine, ikiyüzlülük ve yalana, aldatma ve aldanmaya; kısaca, karanlığın tüm güçlerine karşı sürüp gelen, ama bir türlü bitmeyen, bir savaşımın öyküsüdür.” - George Sarton
Bilim, uygarlık tarihindeki en önemli olaydır. Bir yandan teknolojik gelişmeye ışık tutması nedeniyle, diğer yandan ise insanlığın düşünce yapısını değiştirmesi ve şekillendirmesi nedeniyle önemlidir. İnsanlığın ilkel çağlardan beri geliştirip yerleştirdiği batıl düşünce yapılarını ve inançlarını, kanıta dayalı kesinliği ile sarsmış ve/veya yok etmiştir.

Bilim ve teknoloji ayrılmaz bir ikili olarak bugünkü modern toplumların temelini atmış görünseler de, felsefe dünyası bu uzun tarihsel yolculukta her zaman için bir yol gösterici; tıkanma ve buhran dönemlerinde yol açıcı, geleceği tasarlamada ise umut ışığı olmuştur. Günümüzde bilim dünyasının temel ihtiyacı farklı disiplinlere ve bakış açılarına sahip, standartlaşmamış, çok boyutlu düşünen bilimcilerdir. Bunun nedeni yine tarihsel sürecin başında çıplak olarak varsayabileceğimiz insanın üstüne eklemlenen, yine insan yapısı olan uygarlık kavramının artık insanın ahlaksal, felsefik, ekonomik ve teknolojik olarak kontrol edemediği bir sistem haline gelmiş olmasındandır. J. J. Rousseau’ya göre; en temelde -doğal durumda- insan iyi niyetli, barışçıl yaşamak zorunda olan bir yaratıktır. İnsanlığın sonradan kendi rızasıyla kurduğu kurumlar ve yapılar, insanlar arasında olan eşitsizliğin kaynağıdır. Bu, en basit ve naif olanı ve üzerine yapılandırılmış olanı anlamak; bunun yanı sıra aralarındaki etkileşimi yorumlamak ve tam bu noktada yukarıda bahsettiğim disiplinlerarası hareket kabiliyetine sahip bilimcinin hakim olabileceği karmaşık ilişkiler yumağıdır.

Bilim tarihinin, geniş bir perspektiften bakıldığında, tarihçilere göre dört aşamada geliştiği söylenebilir:

1) Mısır ve Mezopotamya uygarlıklarında bilim
2) Antik Yunan felsefesi ve düşün sistemleri
3) Avrupa’da ortaçağ döneminde İslam dünyasındaki parlak bilim dönemi
4) Rönesans sonrası modern bilim dönemi

Cemal Yıldırım’a (2001) göre; yukarıda dönemselleştirilen bilim tarihi aşamalarına dikkat edilecek olursa, her dönem bilimi kontrol edenler ve bilimci olanlar medeniyet ve hakimiyet anlamında üstün olmuşlardır. Bugün yine dünya, bilimi tüm insanlığın yararına değil de uzun vadeli kendi çıkarlarına yönelik bir araç olarak kullanan, varoluş (klonlama gibi) ve yokoluş (yeni silah sistemleri gibi) gibi kavramları bilimle yapılandıranlara tanık olmaktadır. Gözyaşı.Tam bu nokta ise bilimin tıkandığı, kriz süreçlerinden birisidir ve hep kendini yeniden üreten bu sorunsalın çözümü ise felsefi ve ahlaksal duyarlılığı en üst seviyede olan bilimcilerin ellerindedir.