PiVOLKA İçindekiler

 

"Nokta" Üzerine
T. Çellek
[PDF]

Demokrasinin Değişen Yüzü ve
Yeni Planlama Yaklaşımı
D. Ergin
[PDF]

Çıkmaz Sokak (?)
Z. Yeniçeri

[PDF]

Silahlı Özgür Dünya
S. Ergen
[PDF]

Yapay Sinir Ağları ve Tanıma
Sistemleri

H. Ergezer, M. Dikmen ve
Erkan Özdemir

[PDF]

Eğitimde Dramanın Önemi
A. Karaoğlu
[PDF]

Bilişim Çağının Kriminal Örgütleri:
"e-mafya"

Ç. İlbaş
[PDF]

PiVOLKA 06

Yıl: 2, Sayı: 6, Nisan 2003

Editörden... | Deniz Gültekin
PiVOLKA 06İnsan, düşünebilmesi ve düşündüğünü dile getirebilmesi yönünden diğer canlılardan farklılaşmıştır. Düşündüklerini dile getirmesi kendini gerçekleştirme sürecinin bir parçasıdır. Bireyin kendini gerçekleştirme sürecinde, hem kendisinin çevresine etki ederek onu dönüştürmesi, hem de çevrenin kendisini dönüştürmesi gerçekleşmektedir. Tüm bu süreç sırasında bireyin kendisine yönelttiği sorular büyük önem taşır; çünkü süreç, öncelikle bireyin kendisini tanımasını gerektirir. "Ben kimim?" sorusundan yola çıkarak başladığınız maceranın, beraberinde sıkıntıları getirmesinin kaçınılmaz olduğu düşüncesindeyim.

Soru ile beraber bireyin kendi kendisi ile yüzleşmesi, o zamana kadar kendisine dair sahip olduğu kanıların gerçek olmadıklarını fark etmesine yol açabilir. Birey bir anda korkularıyla, önyargılarıyla, kaçındığı şeylerle başbaşa kalır. İçinize döndüğünüzde fark ettikleriniz, geri dönüşü olmayan bir yolun göstergesidir. Artık yaptığınız yorumların, hatta hangi kelimeleri daha çok kullandığınızın dahi, içinizdekilerin örtük yansımaları olduğunun farkındasınızdır. Her ne kadar yaşadığınız oldukça sıkıntılı bir süreçse de, bu süreç yeni açılımları beraberinde getirebilir. "Ben" ve "diğeri"ne dair yaptığınız ayrımda, farklılıkları tanıma yoluna gidebilir, bastırarak yeniden ürettiğiniz korkularınızı aşabilir, körü körüne bağlanmak yerine kurallarını sorgulayabildiğiniz yeni bir sosyal yapıya adım atmayı tercih edebilirsiniz.

Birey, kendisini tanımasının sonucunda kendini gerçekleştirecek alanlar bulur. Sadece ürettikleri ile kalıcı olabileceğinin bilincindedir. Kendisinin yaratacağı küçücük bir değişim ya da kıvılcım, bir başkasının ele alıp yeni analizler yapabileceği gelişmelere ön ayak olabilecektir. Burada çevre tarafından dikkate alınma isteği ön plana çıkar, çünkü kendini ifade etme ve anlaşılmak isteği kişinin önemsediği bir ihtiyacıdır. Kişi, dünyada kendisinin de bir misyonu olduğunu görebilmek ister.

İletişim olanaklarının artması ile dünyanın diğer ucundaki olaylardan anında haberdar olabilmemiz, bireyin sadece kendisine dair duyduğu kaygı boyutundan çıkmasını sağlayamadı. Olayları televizyon ekranından izliyoruz ve anlık üzülme belirtileri gösteriyoruz. Kapatma tuşuna basmamızla beraber etki kayboluyor. Günümüzde çok az insan kendini gerçekleştirme sürecinin içerisine, "diğerleri" olarak tanımladıklarına dair kaygıları dahil edebilmektedir. Sosyal sorumluluk bilinci zamanla gücünü yitirmekte, ortaya konulanın bir ucundan tutup da kendi katkısını yapmak isteyen bireyler gün geçtikçe azalmakta...

Çevreden soyut bir şekilde yetişmenin özendirildiği bir yapıda, bireysel kaygılarla donanımlı insan için toplumsal katkıda bulunmak, zaman kaybı uğraşlar olarak atfedilmektedir. Sunulanı olduğu gibi alıp benimsemek yoluna gitme daha çekici hale getirilmektedir. Kabul ettiğimiz değerlerin, dünya görüşlerinin bize ne kadar hitap ettiği ve neden bunları benimsediğimiz sorularının sorulmadığı bir dünya içinde yaşamaktayız. Bu şekilde düşünmemiz, toplumsal yapının bizi koşullandırmalarından ve/veya bu koşullandırma karşısında bizim "özne" olarak dönüştürücülüğümüzü bir kenara bırakıp, pasif bireyler olmayı kabullenişimizden kaynaklanıyor olabilir. "Büyüklerin yanında sana söz düşmez" bakışına sahip bir yapıda, kendisini ifade etmekten bile alıkoyulan kişinin, ilerde toplumsal bir kaygıyla hareket etmesini beklemek pek mümkün görünmemektedir. Oysa, insanlık sorgulayabildiği sürece gelişim gösterebilmiştir. Belki de gelişim anlayışı bizlere farklı şekilde sunulmaktadır!? Tercih bizim; "Düşünmek, dönüştürmek, üretmek" ya da "Susmak, kabullenmek, tüketmek!"