PiVOLKA İçindekiler

 

Uzay Uygulamalarında Küçük
Uyduların Yeri ve Maliyet Etkenleri
C. Özkaptan ve O. Tekinalp
[PDF]

Le Guin Dünyasında Yolculuk
B. Muratoğlu
[PDF]

Bilim Eğitimi
O. C. Çırakoğlu

[PDF]

Teşekkür
D. Kökdemir
[PDF]

PiVOLKA 7

Yıl: 2, Sayı: 7, Mayıs 2003

Editörden... | Serap Ergen
PiVOLKA 07Günümüzde, bilim denildiğinde akla daha çok teknik özellikler geliyor; eğitim, laboratuvarlar, deneyler,... Ancak bilim sadece bunlardan ibaret değildir. Bilimle uğraşan insanların diğerlerinden ayrılan bazı özellikleri vardır. Bu özellikler doğuştan gelen özellikler değildir. Aksine herkeste bulunur. Fakat bilimci bu özelliklerini ön plana taşımayı başarabilir. Bu özelliklerden biri, diğerlerinde o kadar baskın olmayan merak duygusudur. Bu duygu insanı yavaş yavaş sorgulamaya yönlendirir. Sorgulama ile dönüşü olmayan yolda ilerleyen bilimci, kendine yeni yollar çizmek zorunda kalır. Bu yeni yollar çoğu kişide olmayan bir özellik atfeder bilimciye; yaratıcılık. İşte bu özellikler kişiyi bilimci yapar.Bütün insanlarda merak duygusu vardır. Bilimcinin merakını özel yapan ise merakın yöneldiği alan ve sürekliliğidir. Genellikle çocuklarda yoğundur merak duygusu. Yetişkin olup etrafa karşı duyarsız olana kadar çevre hayran bir gözle incelenir. Ne var ki çoğu kişide bu hayranlık azalır ve zamanla biter. Bitmeyen ve bu hayranlıkta ısrarcı olanlardan bir kısmı meraklarını bilimle gidermeyi dener. Yeni konuşmayı öğrenen çocuğun sıklıkla sorduğu “Bu nedir?” sorusunu sorar ve cevabı bulmak için güçlü bir dürtü duyar içinde. Cevaplar karşısında belirene kadar beyninin bir köşesi hep aynı soruyu tekrarlar. Cevabı bulduğu zaman ise karşısına yeni sorular ve yeni sorunlar çıkar. Aslında bilimci için bir ödül olan, fakat etrafı için tehdit olan sorunlardan biri sorgulamayı öğrenmedir.

Sorgulamayı öğrenen ve bildiklerini sorgulama cesaretini gösterenlerden biri Pisagor’dur. Hayatının sonuna kadar Dünya’nın yuvarlak olduğunu savunmuş; bu iddiasından vazgeçmemiştir. Ancak onun sorgulamasından insanlar, özellikle o dönemin bilginleri rahatsız olmuştur. İlk bakışta, açık bir tehdit olarak görünmeyen bu iddia bilginlerin korktuğu kadar tehlikelidir. Çünkü insanlara bildikleri her şeyin değişmez gerçeklik olmadığını göstermektedir. Dünya’nın düz değil de, yuvarlak olması belki insanların yaşayış şeklini değiştirmeyecektir. Ama bu iddianın kabulü insanların düşünme şeklini değiştirecektir. Mutlak gerçek gözüyle bakılan bir bilgi yanlışsa, başkaları da yanlış olabilir düşüncesi gelişecektir. Eskiyi sorgulamaya başlamak tehlikelidir; çünkü bir kez başladı mı durmayacaktır. Sıra bilginlerin sunduklarına da gelecektir.

İnsanlar eski düzenlerinin değişmesini istemezler. Eski, her şeyin bilindiği güvenilir bir ortamdır. Yeni ise bir o kadar yabancıdır. Detaylara kadar her şeyi yeniden kurmak, öğrenmek gerekir. Zahmetlidir. Sabahları sıcak yataktan kalkıp işe gitmeye benzer. Sevimsizdir. Bu yüzden insanlar, eskiden beri bildiklerinin doğru olduklarına inanmayı ve her fırsatta doğruluğunu kuvvetlendirici girişimlerde bulunmayı yeğlerler. Bulunan her ufak hata onları yataktan kalkmaya zorlayacağı için, hatalara rastlamamak için ellerinden geleni yaparlar. Ancak Pisagor gibi yataktan kalkmayı yeğleyenler de vardır.

Eskiyi yıkıp yeniyi kurmak zordur. Bundan da zor olanı, varolmayanı kurmaktır. Elinizde ne ipucu vardır ne de bir örnek. Tek başına alınacak bir yol vardır sadece. Pisagor, bilinen bir konuda farklı görüş sunduğu için eleştirilirken, Orville ve Wilbur Wright adlı iki kardeş, fikirlerinden dolayı alay konusu olmuştur. Onlar, insanların “uçak” denen bir araç sayesinde uçabileceklerine inanmıştır. Pisagor’un yüzlerce yıl önce karşılaştığı dogmatik kafa yapısı bu sefer Wright kardeşlerin karşısına çıkmıştır. Tek farkı, bu dogmatik kafaların Dünya’nın yuvarlak olduğuna inanıyor olmalarıdır. Wright kardeşler de Pisagor gibi haklı olduklarını kanıtlamayı başarmış; insanların da gökyüzünde yol alabileceklerini göstermişlerdir.

Wright Kardeşlerin başarılı olan ilk uçak denemelerinden bu yana yaklaşık yüzyıl geçmiştir. İnsanoğlu uçaklarla seyahat etmekle kalmamış, aynı zamanda Pisagor’un iddiasını kendi gözleri ile görme imkanı bulmuştur. Artık ne uçma düşüncesi alay konusu olmaktadır ne de Dünya’nın yuvarlaklığından şüphe duyulmaktadır. Ancak bu dogmatizmin varlığının son bulduğu anlamına gelmez. Belki eskiden inanılmak istenmeyen bir çok iddia bugün vazgeçilmez olarak kabul edilmektedir. Bu, yeni iddiaların anlaşılıp kabul göreceği anlamına gelmez. Ancak ortam ne olursa olsun, bilimci kendi özelliklerini yitirmeden zamana direnebilmelidir. Soru sormayı bırakmamalı, yenilikleri aramaktan yılmamalı ve öncü olma misyonundan vazgeçmemelidir.