PiVOLKA İçindekiler

 

Güvenlik Kültürü ve İklimi
T. Özkan ve T. Lajunen
[PDF]

Medya ve Uzmanlar
O. C. Çırakoğlu
[PDF]

Avrupa ve Asya Arasında Bir Enerji
Köprüsü: Türkiye

K. E. Turna

[PDF]

Savaş - Barış ve Alfred Nobel
G. Işın

[PDF]

Yaşamın Zıtlığındaki Denge
T. Çellek
[PDF]

Edward Chace Tolman ve Bilişsel
Davranışçılık

Z. Yeniçeri
[PDF]

Aynadaki Ben: Teröre Anlam
Vermenin Dayanılmaz Zorluğu

K. Demirutku
[PDF]

Aşırmacılık (Plagiarism) ve İnternet
D. Kökdemir
[PDF]

PiVOLKA 10

Yıl: 2, Sayı: 10, Kasım 2003

Editörden... | N. Can Okay
PiVOLKA 10Saat gece yarısını henüz geçmişti. Karanlık ve uzun bir sokakta yalnız başıma yürüyordum. Geleceğim hakkındaki soru işaretleri beynimde dolanıyordu. Soruların hiç tanımadığım biri tarafından bir gecede cevaplanacağını bilseydim, sıcacık yatağımda uyuyor olabilirdim.

Bomboş sokakta adeta in cin top oynuyordu. Cinlere inandığım için değil; sadece, hepimizin bildiği bir masaldan hafızamda kalanlar yerde duran küçük lambayı inceleme fikrini getirdi aklıma. Belli ki, birisi eskidiği için kapısının önüne bırakmıştı. Bir anda eğildim ve yanıma aldım onu. Çocukluğum gözümün önüne geldi. O zaman karşıma çıkmış olsaydı heralde avuçlarımı sürterdim diye düşündüm ve biraz da kendimce eğlenebilmek için aynısını yaptım. Belki inanmayacaksınız ama avuçlarımın arasındaki lamba neredeyse sokağın tümünü aydınlatacak kadar ışık saçmaya başladı. Korktuğumu farkettim. Hemen elimden fırlatıp kaçmak geldi içimden. Ama o anki şaşkınlığım bunu yapmamı engelledi. Lambanın incecik ucundan birisi çıkmaya çalışıyordu sanki. Önce yüzü, ardından vücudu sıyrılarak çıktı içinden. Hiç hareket edemiyor, sadece dehşetle onu inceliyordum. Sanırım bana sesleniyordu:

- Merhaba!
Sesim incelerek cevap vermişim:
- Size de merhaba... Kusura bakmayın, hala inanamıyorum.
- Sorun değil, bu duruma alışkınım.
- Şey... Siz gerçek misiniz?
- Hayır ama onun için çalışıyorum.
- Anlayamadım..?
- Evet bazıları anlamakta zorlanıyor. Gerçeklikten yola çıkarak çalışıyorum diyebiliriz.
- Gerçek olmayan bir şey gerçeklik için nasıl çalışabilir ki?
- Anlatayım. Evrenin veya olayların bir bölümünü konu olarak seçiyor, deneye dayanan yöntemler ve gerçeklikten yararlanarak yasalar çıkarmaya çalışıyorum. Kendimi ifade etmenin tek yolu bu da değil. Başka şekille de anlatabilirim ama sanırım bu şimdilik yeterli.
- Hayır değil. Tanıdık geliyorsunuz ama yine de tam olarak anlayamadım kim olduğunuzu.
- Genel geçerlik ve kesinlik nitelikleri gösteren yöntemli ve dizgesel bilgiyim desem? Yani, belli bir konuyu bilme isteğinden yola çıkan, belli bir amaca yönelen bir bilgi edinen yöntemli araştırma süreciyim.
- Anladım sanırım. Peki ya ne işe yararsınız?
- Pek çok işe... Üzerindeki kazağın desenini bana borçlusun mesela. Geceleri odanı aydınlatan ışığı ya da cebindeki paranın üzerinde yazan rakamları.
- Bütün bunları siz mi yaptınız yani?
- Ben ve arkadaşlarım yaptık. Kazağındaki desenin boyasını ‘kimya’ adlı arkadaşıma, odandaki ışığı ‘fizik’ adlı arkadaşıma, rakamları ise ‘matematik’ adlı arkadaşıma borçlusun mesela..
- Anlıyorum. Bir ekip çalışması diyebiliriz sanırım.
- Tabii, birlikte çalışırız. Takıldığımız yerlerde birbirimizden faydalanırız.
- Peki ya niçin böyle işlerle uğraşıyorsunuz? Ne kazanıyorsunuz tüm bunları yaparak?
- Hem kendimizi geliştiriyoruz hem de insanlığı. Yaşamı anlamlandırıyor ve kolaylaştırıyoruz. Mesela, ‘tıp’ adlı arkadaşım olmasaydı hepiniz bir hastalıktan ölmüş olabilirdiniz şimdiye kadar.
- Değerinizi daha iyi anlamaya başlıyorum... Peki biz sizin için ne yapabiliriz? Yaptıklarınızın karşılığını nasıl ödeyebiliriz?
- Fazla bir şey istemiyoruz aslında. Sadece bizi hep hatırlayın ve kendinizden sonrakilere de hatırlatın. En önemlisi de yapmadığımız şeylerle bizi suçlamayın.
- Nasıl suçlayabiliriz ki?
- Hayaletler mesela... Onları biz değil taklitlerimiz yaptı.
- Sizin de mi taklitleriniz var?
- Ne yazık ki evet. Sahte bilim deriz onlara. Daha kötüsü onlara inanan insanlar var.
- Ya sizin isminiz nedir?
- Bilim...
- Bilimin bir cin olması tuhaf değil mi?
- Tuhaf olsa gerek... Küçük ayrıntılara takılma. Zaten vaktimiz kalmadı, alarmın çalıyor uyanmalısın artık.

‘Ne alarmı?’ dememe kalmadan gözlerimi açmıştım. Onun değerini daha iyi anlıyordum. Gelecek hakkında da düşüncelerim değişmişti. Bundan sonra vaktimi, ona olan borcumu ödemekle geçirmeliydim. Sorularımın cevabını bulmam dışında başka olaylar da dikkatimi çekmeye başlamıştı. Örneğin; televizyonlarda zaman zaman duyduğumuz ‘hayırsever işadamı okul yaptırdı..’ cümlesinin neler ifade ettiğini daha iyi anlıyordum.
İnşaa edilen taş bir bina değil, yeni bilim insanları yetiştirecek bir eğitim merkeziydi aynı zamanda. Orada yetişenlerin tümü bilim insanı olmayacaklardı ama eğitimli birer birey olarak topluma her anlamda katkı sağlayacaklardı. Bu sayede en basit anlamda sokak terörü ortadan kalkacaktı. Toplumlar daha çok gelişecek, üretkenlik de artacaktı.

Gelişmek istiyorsak bilimin ne olduğunu hepimiz daha iyi anlamak zorundayız. Bilim insanlığını sıradan bir meslek olarak görmeyi bırakıp değerini kavramalıyız. En azından; trafik kurallarının geometri, müziğin matematik, cam şişenin kimya, düşüncelerimizin psikoloji ve aklınıza gelebilecek diğerlerinin, kısaca ‘her şeyin’ bilimden yola çıktığını unutmamalıyız. Sahte bilime ilgi göstermeyecek bir toplum belki yeryüzüne gelmeyecektir ama bilimin ve bilimsel eğitimin önemini kavradığımız sürece bu ilginin sürekli azalacağını daima hatırlamalıyız.