PiVOLKA İçindekiler

 

Optimal Para Alanı Teorisi Üzerine
Bir Değerlendirme: Teori,
Uygulama ve Politika
H. M. Yüceol
[PDF]

Öfke ve Öfke Kontrolü
H. Kökdemir
[PDF]

Öğretim Üyesi ya da Bilim İnsanı
Kimdir?

İ. Ortaş

[PDF]

Yaşamın Dengesi
T. Çellek

[PDF]

Müziğin Tonu
P. Sayın
[PDF]

PiVOLKA 12

Yıl: 3, Sayı: 12, Şubat 2004

Editörden... | Zuhal Yeniçeri
PiVOLKA 12Bazılarımızın hayatının bir döneminde bilinçli ya da bilinç düzeyinin altında cevaplarını aradığı, bazılarımızın ise belki de hiç aklına getirmediği ve kendine söylemekten korktuğu yanıtların sorusu: “Ben kimim?”. İki zamirden oluşan ve oldukça yalın biçimli bu soru, içerisinde fazlasıyla ve hatta tamamiyle “benlik” barındırdığı için her zaman şu ya da bu şekilde, farklı ama oldukça sağlam savunma mekanizmalarıyla üzeri örtülmeye, sımsıkı sarıp sarmalanarak taa derinliklerimize atılmaya, yine kendimiz tarafından mahkum edilmiştir adeta.

“Ben kimim?” Hemen herkesin mutlaka verecek birkaç cevabı olduğu gibi, kurulacak ilk cümlelerin rahatlatmamasının da nedenleri mevcuttur elbet. Günlük hayatımızda ya da kendimizle başbaşa kaldığımızda, davranışlarımızın, düşüncelerimizin ve duygularımızın kendimizle ilintili ana kaynakları var. Ancak hangi birimiz bu kaynakları özenle gömdüğümüz yerden çekip çıkartmak için zaman harcıyoruz acaba?

Belki de sorulması gereken diğer bir soru “Niye zaman harcayalım?”dır. Pek çok davranış, düşünce ve duygumuzun farkında olarak yaşamımızı devam ettirmek daha zor değil midir? Üzerlerimize giydiğimiz, birkaç beden büyük ya da küçük gelen zırhlarımızla kendimizi oldukça güvenli hissederek yol almak yerine, niye çırılçıplak devam edelim yolumuza?

İsteyelim ya da istemeyelim, bu anahtar soruyu kendimize sormamız belki de pek çok kapıyı açacaktır. Hayatımızın bir evresinde belki de mutlaka girmemiz gereken bu süreçte güçlü direnişler sergilememiz oldukça doğal. Daha çok cevap verdikçe daha çok sancılı olacak bu yolculukta, kendimiz hakkında edindiğimiz bilgiler fazlasıyla huzursuz edici olsa da, onlarla savaşarak başetmeye çalışmak yerine sadece kabul etmek ve kendimizin farkında olmak ayrıcalığına erişmek çok daha sağlam bir duruş sunacaktır.

Sonuç olarak, içerisini birçok kutuyla doldurduğunuz odaya girmeyi aklınıza koymak, odanın önünde bir süre debelenmek, kapıyı açmak, kutuları bir bir açıp içindekilere bakmaya cesaret etmek ve daha da zoru kutuların içinden çıkanları görebilmek... Her bir adımı heyecanlı, her bir adımı cesaret istiyor, her bir adımı sıkıntı veriyor, her bir adımı bir sonraki için itekliyor, her bir adımı korkutuyor ve yine her bir adımı güçlendiriyor.

İnsanın kendisini görmesi için acımasız bir ayna misali bu süreç muhteşem ve bir o kadar da sancılı. Uçsuz bucaksız beyazların içerisinde çırılçıplak kalmak korkutucu ama şeffaf ve yalın da. Hele bir de yer değiştiren taşların çıkardığı seslerle başetmeyi öğrenmek, kutularla başetmek kadar yorucu. İnsanlar kendilerini sevmeden yaşamlarını sürdüremezler ve hayatlarının sonuna kadar da kendilerine yalan söyleyemezler. Bir de ağır ve kalın zırhlardan arınarak bakmak hayata ve kendimize, uçsuz bucaksız bir deniz seriyor gözlerimize...