PiVOLKA İçindekiler

 

Siberuzay Nerede?
S. Özdemir ve Ş. Şahin
[PDF]

Skinner ile Tolman Kuramlarının
Karşılaştırılması ve Bu Kuramlar
Doğrultusunda Kurulan Bir Okul
A. Coşkun
[PDF]

PiVOLKA 19

Yıl: 4, Sayı: 19, Ekim-Kasım-Aralık 2005

Editörden... | Başak Karagöz
PiVOLKA 19“Bilim insanı” olma yolunun sandığım kadar aydınlık ve parlak olmadığını fark etmeye başladığım bir anda, gözlerim geleceği ve getireceklerini seçmeye çalışırken, tanışmıştım ELYADAL ve PiVOLKA’yla. Kafamda türlü sorular ve rahatsızlıklarla kapıyı araladığımda, aslında aydınlığa giden yoldaki fenerlerin kafamın içinde uçuşup duran bu sorular olduğunu anlamıştım. “Farkında olmak” ve “farkındalık yaratmak” için önce “rahatsız olmak” gerekiyordu, “merak etmek” ve yolun karanlığından korkmayarak üretip geleceği daha belirgin kılmak...

Farkında olmak... Hayatımda ELYADAL ile başlayan ve paylaşımın gerekliliğine ve işlevselliğine dair inancın somutlaştığı PiVOLKA ile devam eden bu süreçte, öğrendiğim ilk ve en önemli şey!

Farkında olmak, farkında olmanın gereğini yerine getirmektir. Farkında olduğunuz şeyin gerektirdiği tutumu göstermemek için bin dereden su getirmeye başlamışsanız farkında, falan değilsinizdir artık. Dünyaya çeki düzen verme iddiasındaki bütün ideolojiler, disiplinler; bizleri “bin dere”ye kadar gitme zahmetinden kurtarıp “su”yu kafalarımızın içine kadar taşıma işini görmekte ustadırlar.

Maslow’un piramidini düşünün. Basamakları teker teker tırmanırken; acıkıyorsanız eğer, hastalanıyorsanız, başınızı sokacak bir ev, ayağınızı yerden kesecek bir araba istiyorsanız eğer; toplumsal bir statü edinip saygı görmeyi arzu ediyorsanız, seçilmekten kurtulmak gibi bir derdiniz varsa, hele bir de “bilim insanı” olmak gibi bir gaye de buna ekleniyorsa, farkına varmamız gereken ilk şey başkalarının bizlere biçim vermesine direnmek olmalı. Ancak buna karşı direnmenin kolay olmadığına, içinde yaşadığımız topluma benzememiz gerektiğine, onun itaatkar bir parçası olduğumuzda mutlu olabileceğimize dair yargılar öylesine inandırılarak söylenmiştir ki, asla özgürleşemeyeceğimizi anlarız. Bu, şu demektir; kendi olma hayallerinizi unutun gitsin! Çaresiz unutursunuz. Bunca laftan sonra “hepimiz dayatılmış toplumsal bir bellek kaybından yapılı bir yanılgılar evreninde yaşıyoruz” diye bir vecize ortaya atmak, her zamankinden daha kolaydır.

Özellikle, kişisel inançlarımızın sebep olduğu yanılgılar, hayatlarımızı katlanılır kılar. Ele geçirdiğimiz bilgi formatlarını da bu kişisel inançları beslemek, daha sonra da hayata geçirmek için sonuna dek kullanırız. Bilme kabiliyetlerimizi, kendimizi gerçekleştirmek adına bir olanak olarak kullanmak yerine, bununla bağdaşmayan amaçlara koşarız; öküzlerin karasabana koşulduğu gibi. Halbuki bilgiyle öküzler arasında işlevsel bir fark olması gerektiği konusunda hemfikir olduğumuzu sanıyorduk; yoksa ben mi yanlış hatırlıyorum?

Neden mi anlatıyorum bütün bunları? İsterseniz yanıtı Yevgeni Yevtuşenko versin:

“Gençlere yalan söylemek yanlıştır
Yalanların doğru olduğunu göstermek yanlıştır
Gerçeğin gökyüzünde oturduğunu ve yeryüzünde
İşlerin yolunda gittiğini söylemek yanlıştır
Gençler anlar ne demek istediğinizi. Gençler halktır.
Güçlüklerin sayısız olduğunu söyleyin onlara yalnız
Gelecek günleri değil,
Bırakın da yaşadıkları günleri de açıkça görsünler.
Engeller vardır deyin, kötülükler vardır.
Varsa var, ne yapalım. Mutlu olamazlar ki değerini
bilmeyenler mutluluğun, demeyin.
Rastladığınız kusurları bağışlamayın,
Tekrarlanırlar sonra, çoğalırlar
Ve ileride çocuklarımız, öğrencilerimiz bağışladık diye o
kusurları, bizi bağışlamazlar.
”