PiVOLKA İçindekiler

 

Parafili: Cinsel Sapkınlık
G. Akbaş
[PDF] [HTML]

İçimdeki Müzik
L. Korkmaz
[PDF] [HTML]

Edebiyat Çalışmaları ve Psikoloji
N. Korkut Naykı

[PDF] [HTML]

Arada Kalmış İmgeler:
Ölüm, Fotoğraf ve Ölü-Doğan
Fotoğrafçılığı

P. Aytemiz

[PDF] [HTML]

Madde Yanlılığı: Test Maddeleri
Yanıtlayıcılara Performanslarını
Göstermeleri için Eşit Şans
Sağlıyor Mu?

H. E. Suna
[PDF] [HTML]

Kişilerarası Tarz, Kendilik Algısı,
Öfke ve Depresyon

N. Hisli Şahin
[PDF] [HTML]

Öteki Birey: Şizofreni
Öteki Kafe: Mavi At

M. M. Yüksel
[PDF] [HTML]

PiVOLKA 22

Yıl: 7, Sayı: 22, Haziran 2012

Sorular ve Sorgulamalar | Doğan Kökdemir
PiVOLKA 22Ünlü Amerikalı yazar Ursula K. LeGuin, “sihirbazların sesi büyücülerden daha yüksek çıkar” demişti. Onun kastettiği sihirbazlar, sahte bilimsel argümanları bilimsel benzetmelerle süsleyen, ağzı kalabalık, güzel söz söyleyen ama aslında gerçeğe ulaşmaktan ziyade dogmalarla diğer insanları etkilemeye çalışanlardır. Büyücüler ise bilgiye sahip olan ve gerçeğe yaklaşmak için sabırla çalışan bilim insanlarından başka bir şey değildir. Yaklaşık 2500 yıl önce Atinalı yöneticilerin sorularından rahatsız oldukları için baldıran zehiri içerek ölmeye mahkum ettikleri Sokrates ile günümüzdeki bilim insanları arasında çok fazla bir fark yoktur. Bilimsel bilgi, 2500 yıl önce nasılsa, günümüzde de yönetenleri rahatsız etmeyi sürdürüyor. Üstelik Sokrates’in tek yaptığının “soru sormak” olduğunu da hatırlatmamız gerekiyor. Tahminen sadece soru sormak yerine bir de bu soruları kitaplaştırsaydı, dev fi lozofu ölüme mahkum etmek için onun 71 yaşına gelmesini beklemeyeceklerdi.

Yaşadığımız dünya ile ilgili olarak soru sormaya başladığımızda, sadece çevremizi anlamak yolunda adım atmayız; aynı zamanda iç dünyamızı da çevreleyen her şeyi sorgulamaya başlarız. “Havadan bırakılan bir cismin neden yere düştüğünü” sormak çok basitmiş gibi görünebilir ama buna verilen cevabın “yerçekimi” olması ile “Tanrıların isteği” kabulü arasındaki dünya görüşü farkı çok büyüktür. Belki de insanları tarih boyunca sorulardan uzak tutan da bu olmuştur. Soruların sayısı fazlalaştıkça, çevremizdeki dünyanın merkezinin kendimiz olmadığını hatta ve hatta insanlar olmadığını öğreniyoruz; üzerinde yaşadığımız yerkürenin de evrenin merkezi olmadığını öğrendimizde aynı derecede hayal kırıklığına uğramamış mıydık zaten? Ne bizim ne de üzerinde yaşadığımız dünyanın merkezde olmadığı gerçeği sadece fiziksel bir bulgudan ötedir. Bu bilgi, bizim psikolojik, sosyo-kültürel, ruhani pek çok duruşumuzu da değiştirir; değiştirmesi gerekir. Bu nedenle soru sormak tehlikelidir; inançlarımızla yarattığımız bir dünyanın sorduğumuz sorularla yıkılması sandığımızdan daha kolay olabilir.

Bütün zorluklarına ve zaman zaman karşımıza çıkan engellemelere, tehditlere rağmen yapabileceğimiz en iyi şey soru sormaya devam etmektir. Milyonlarca yıldır evrilen insan zihni merak etmeden, sormadan, sorgulamadan duramaz; gerçek bilgiye ulaşmanın verdiği haz sadece bireysel olarak bizim için değil tüm insanlık ailesi için de dogmatik yanlışlardan daha değerli olacaktır. Yirmibirinci yüzyılda yaşıyoruz ama hala bildiğimiz tek şey aslında hiçbir şey bilmediğimizdir.